Marsyas

“İnanç, sözlük anlamı ile “kişice ya da toplumca, bir düşüncenin, bir olgunun, bir nesnenin, bir varlığın, gerçek olduğunun kabul edilmesi” demektir. Halk inanışlarından söz edenlerce kavramın Fransızca ve Almanca karşılıkları olan superstition ve Aberlaube kelimelerinin  Türkçeye “batıl itikat”, “batıl inanış”, “yanlış inanış”, “boş inanış”, “hurafe”, deyimleri ile çevrildiği oluyor. ”(Boratav,1999;19) Troya savaşı ile Çanakkale arasında bir benzerlik kuran, Hektor’u Mustafa Kemal’in atası olarak görülebileceğini dile getiren Azra Erhat gibi (2008;126)Marsyas  efsanesine  inanıp inanmamak kişiye özel bir durum ancak, cennet cehennem, dini inançlar, hıdrellez şenlikleri, yağmur duası vb bir çok inanış ta kişiye özel olmasına rağmen yüzlerce yıldır devam etmekte değil midir?

Hikayeye gelince:

Tanrı Apollon ve yarı tanrı aynı zamanda Anadolulu Marsyas arasındaki dünyanın ilk müzik yarışması hakkında farklı hikâyeler anlatılır. Bununla birlikte Apollon, Marsyas, Kral Midas, Müz’ler, Pan hikayenin değişmeyen unsurlarıdır ve rolleri hemen hemen bellidir. Efsanenin kulaktan kulağa az da olsa değişikliklere uğrayarak günümüze gelmesi de doğaldır.

Tanrı Pan’ın yapıp kullandığı Syrinks denilen yedi borulu kavala karşın, Marsyas iki borulu kavalın bulucusu sayılır. Bu yüzden de kimi kaynaklarda Marsyas’ın Kybele’nin alayından olduğu söylenir, çünkü Ana Tanrıça kültünde tefle birlikte bu kaval kullanılırdı. Ama asıl efsane şöyledir: Bu kavalı bulan tanrıça Athena imiş, günün birinde kaval çalarken bir derenin suyundan yüzüne bakacak olmuş, kavalın yüzünü nasıl buruşturup çirkinleştirdiğini görmüş ve kavalı öfkeyle atıp dere kenarından uzaklaşmış. Bir başka anlatıma göre Hera ve Aphrodite Athena’nın kaval çaldığını görerek onunla alay etmişler, tanrıça da Phrgia’ya giderek duru bir suda yüzünün gerçekten çirkin olduğunu görmüş de kavalı atarken, onu yerden toplayacak olanı en büyük cezalara çarpacağını ant içmiş, Marsyas bunu nerden bilsin, yerde bulduğu kavalı almış ve çalmaya koyulmuş. Marysas bayılmış sesine, o kadar sevmiş ki dünya da bundan güzel ses veren saz olmadığını ileri sürmüş ve Apollon tanrının Lyra’sıyla yarışmayı bile göze almış.  Tanrı bu yarışma için bir şart koşmuş: Kim yenerse yenilene istediğini yapacak. Yargıç olarak Tmolos (Bozdağ) tanrısını almışlar. Birinci yarışma sonuç vermemiş, ikincisinde Apollon Marsyas’a meydan okuyarak kavalını tersine tutup çalmasını buyurmuş, kendisi Lyra’yı ters tutunca aynı sesleri çıkardığı halde, Marysas kavalını öttürememiş, bu yüzden de yenik düşmüş. Yarışmayı gözleyen Phrygia Karalı Midas gene de kavalın Lyra’dan üstün olduğunu söyleyince tanrı onun kulaklarını eşek kulakları haline getirmiş (Midas) Ama bununla kalmamış Marsyas’ı tutmuş, bir ağaca bağlamış ve derisini yüzüş. Marsyas bu korkunç işkence içinde can vermiş. Apollon sonradan yaptığına pişman olmuş derler, Lyra’sının yere atarak kırmış, Marsyas’ıda bir ırmak haline getirmiş. Gökbel’de akan Çine çayı işte bu ırmakmış” (Erhat,2008;200).

 

Efsane genel hatları ile doğru anlatılmışsa da  Erhat’ın Çine çayı’na yaptığı gönderme  araştırmalarımıza göre doğru değildir. Seyirci’nin de vurguladığı gibi “ Yarışmanın yargıcı Frigya’nın ünlü kralı Kral Midas, Yer, Dinar Su çıkan mevkiidir”(1991;92).

TOP